Şeker Hamurundan çiçek

Çok uzun zamandır beklediğim telefon geldi, eğitim başlıyor, pazartesi gelin.. Ne vaktim var ne gücüm. Zaten hastalanmışım, ciğerlerimi elime aldım alıcam. Yine de gittim, sertifikaya ihtiyacım var ama zaman benim için uygun değil dicem. Eğitmenin odasına girdim, kendimi tanıtmaya çalıştım, beni hiç sallamadı, başka şeylerle ilgilendi. Ben de lafa giriverdim. Ben devam edemicem ama o sertifikaya ihtiyacım var. ( Allahım şimdi böyle bişi dediğim için nası utanıyorum ) Devam zorunluluğu var dedi, kestirip attı. Tek kelime daha edemedim, odadan çıkıp sınıfa girdim.

İyi ki öyle demiş ve ben iyi ki katılmışım o eğitime. Bi süredir Girişimcilik eğitimi alıyorum. Kafamı, gözümü yara yara eğitime gidip, insanların üzerine sinen sigara dumanı için bile dakikalarca öksürük krizlerine gire gire eğitimi tamamladım.

Bir kez de kendi çöplüğümden teşekkür edeyim kendisine. Cüneyt Örkmez tanıdığım en iyi eğitmenlerden biriydi. Ankara'da yaşıyor olmanız şart da değil, kendisi fıldır fıldır Türkiye'nin dört yanında eğitimler veriyor. Rakamlar, maliyet hesaplamaları, satın alma faaliyetleri, cirolar, iş planı.. zaten rakamların içinde biri olarak bunları biliyordum hatta çoğu tablom da hazırdı. Ama bambaşka bir vizyon katıyor kendisi insana.

Bu dönemde sipariş de almadım. Hiçbi güç bana ders çalıştıramaz derken, baya baya ders çalıştım, araştırma yaptım ve japonların çalışma felsefelerine takıldım kaldım. Yeni insanlarla tanıştım. Ufkum açıldı.. Pek çoğunuz daha önce duymuşssunuzdur, Kaizen felsefesini. Vikipedi uygulamasını şöyle açıklamış..

Kaizen’in uygulanması 2 ile 5 gün sürebilen, özel olarak oluşturulmuş fonksiyonel bir takım tarafından iyileştirmeleri belli bir sürece veya iş planına uygulamasına dayanır. İmalatta uygulandığında iyi sonuçlar verebilen Kaizen, hizmet veya teknik alanlarda da uygulanabilmektedir.[1] Kaizen, sürekli iyileştirmedir. Kaizen(Sürekli İyileştirme), sonuçlardan ziyade süreçlere yöneliktir. Çünkü, eğer sonuçlar iyileştirilmek isteniyorsa bu sonuçları ortaya çıkaran süreçler iyileştirilmelidir. Kaizen çalışan boyutunda, insanın kaynak olarak görülmesini, işletmenin dışında da bu kaynaklara yönelinmesini eğitim, yetiştirme, gelişmeye önem verip uygulamaya girişilmesini ekip oluşturmayı ve çalışanları yalnızca performansları sonucunda ortaya koydukları sonuçlar nedeniyle değil, gelişme sürecindeki katkıları nedeniyle de ödüllendiren bir sistemdir. Süreç boyutunda ise, süreçlerin korunmasını, düzeltici önlemler alınmasını ve süreçlerin iyileştirilmesini; zaman boyutunda, pazardaki değişmelere, gelişmelere hızlı cevap verebilme, hızla yenilik yapma ürün çeşitliliği vb. maliyetleri düşürerek geliştirme ve böylece faaliyetlerin daha kısa sürede yapılmasını hedeflemektedir. Teknoloji boyutunda ise, maliyetleri düşürme, teknolojileri birbirine dönüştürme, basitleştirme vb. uygulamalar ile gerçekleştirilmektedir.[2]Kaizen’in faydalarını ve gerekliliklerini öğrenmeden önce onun işyeri yönetim felsefesine uygunluğunu görmek için,firmaların ve organizasyonların benimsemeleri gereken yalın düşünce’nin önemi kavranmalıdır. Kaizen’in amaçlarından biri de işi birinci elden görenlerin herhangi bir sorunla karşılaştığında çözebilmelerini sağlayabilecek düşünce yapıları oluşturmaktır.Böylece organizasyona PUKÖ(Planla-Uygula-Kontrol et-Ölç) analizi ile çözüm yöntemleri gösterilir. İyi uygulanmış bir Kaizen tahmin bile edilemeyecek bir hızda ve büyüklükte faydalar getirebilir.

Sayfanın devamı burda.

Bir diğeri ise bu aralar her fırsatta okuduğum bi kitap. Bittiğinde onu da anlatmak isterim.

Benim olayım şu. Uzun zamandır çok takık olduğum ama kendi açımdan ne kadarını uyguluyorum tartışılacak bir konu. Tüketim odaklı olmaktan, harcamalardan uzak durmaya çalışıcam. Harcama yapıyosam da olsun da ucuz olsun, çok olsun, çin malı da olsa iş görüyo.. değil, el emeğine, özgünlüğüne dikkat edicem. Bu uzun süredir dikkat ettiğim bir konuydu, vurulma anım da yine eğitimde tanıştığım Yumidoko ( bknz: burda ) ve Lolipu (bknz: burda  ) oldu..

Daha çook duyacaksınız benim eğitim grubumu, çok güzel işler peşindeyiz.

Biraz şimdi pasta.. Hem de asker pastası.. Hayırlı tezkereler olsun :)

IMG_2932

Pasta istenirken çok içime sinmese de bittiğinde çok sevdiğim bi pasta oldu bu taçlı pasta.

IMG_1967

Vee nişan kurabiyeleri.. Bol çiçeklisinden..

DSC_4484

.. ve madem yaz bitti.. ki hiçbişi anlamadım ben bu kez yazdan. O zaman yılbaşı gelsin :)

IMG_7005

Yılbaşı için çok eğlenceli şeyler gelecek önümüzdeki postta. Şuan evde beni bekliyorlar :)

Sevgiyle :)

Berna

Sağduyu deneyimle gelişiyorsa, sağduyulu ünvanını en çok kim hak ediyor aceba, kah utangaçlığından kah korkaklığından hiçbir şeye girişemeyen bilge mi, yoksa utangaçlık nedir bilmeyen ve tehlikeli denen şey üzerine hiç kafa yormadığından hiçbir şeyden korkup çekinmeyen deli mi?... Çünkü olayları yaşayarak öğrenmenin önünde iki büyük engel vardır, ilki zihne bir sis perdesi çeken utanç; ikincisi tehlikeli olduğu açıkca görülen olayların üstüne gitmekten alıkoyan korku. Delilik bizi bu engellerden muhteşem şekilde kurtarır.

- Deliliğe Övgü

Ve bugün bu yazı kendi deliliğime ithaf olsun..

Sonunda Merkür üstümden kalktı ve uzaklaştı da rahat nefes alabiliyorum. Doğum günü yazısı bile yazamadım.. gerisini siz düşünün :)

O zaman napalım.. keyifli bişiler çalsın geriden .. Burda

Ve hızlıca biraz fotoğraf ekliyim.

"Frozen" temalı pasta pek çok kez yapmış olsam da favorim bu oldu.

photo 3 photo 4photo 2 photo 1

 Favori temalarımdan biri de diş pastaları..photo 5photo 43 photo 44 photo 42 photo 41Monster High pasta ve kurabiyeleri

photo 32 photo 22

 Ve kendi doğumgünü pastam  ve doğumgünümü paylaştığım Neyneyimin pastası..

photo 31 photo 21

Yılın en sevdiğim günü için en sevdiğim çiçek.. Lale..

Ve bu da papağan lalesi..photo 11

İyi ki doğdum :)IMG_0634

Bugün upuzun çimenlerin üzerinde uzanasım var. Ağaç gölgesi falan da değil, öyle orta yerde. Gözüme güneş girmesin, uyumadan, gözlerim kapalı. Sadece müzik sesi, hiçbişi düşünmeden uçuşan kelimeler veya tam da şöyle bişi aslında..

Bugün biraz dinlenmek lazım.. Sabretmek, bişileri beklemek zorunda kalma düşüncesi beni mutsuz ediyor. Oysa ne anlatır efsane?

Rivayet olunur ki, kuşların hükümdarı olan Simurg Anka, Bilgi Ağacının dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş. Kuşlar Simurg'a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürmüş. Kuşlar dünyasında her şey ters gittikçe onlar da Simurg'u bekler dururlarmış. Ne var ki, Simurg ortada görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler. Derken bir gün uzak bir ülkede bir kuş sürüsü Simurg'un kanadından bir tüy bulmuş.

Simurg'un var olduğunu anlayan dünyadaki tüm kuşlar toplanmışlar ve hep birlikte Simurg'un huzuruna gidip yardım istemeye karar vermişler. Ancak Simurg'un yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan Kaf Dağının tepesindeymiş. Oraya varmak için yedi dipsiz vadiyi aşmak gerekirmiş. Kuşlar, hep birlikte göğe doğru uçmaya başlamışlar.Yorulanlar ve düşenler olmuş.Önce Bülbül geri dönmüş, güle olan aşkını hatırlayıp; papağan o güzelim tüylerini bahane etmiş(oysa tüyleri yüzünden kafese kapatılırmış); kartal; yükseklerdeki krallığını bırakamamış; baykuş yıkıntılarını özlemiş, balıkçıl kil bataklığını. Yedi vadi üzerinden uçtukça sayıları gittikçe azalmış. Altıncı Vadi "şaşkınlık", yedinci vadi "yokoluş" vadisiymiş. Kaf Dağına vardıklarında geriye otuz kuş kalmış.Simurg'un yuvasını bulunca öğrenmişler ki "Simurg Anka", "Otuz Kuş" demekmiş. Onların hepsi Simurg'mus. Her biri de "Simurg"muş..

Emek veren ve sabır gösteren herkes kendi Anka kuşuna kavuşur..

Sevgiler,

Berna

 

 

 

"Hayalperestler olmasaydı;
Hiçbir realist yerden ayrılamazdı.
Ben de bir hayalperestim işte!
Sonsuz bir yolda, sonlu adımlar atarak
sonsuzluğa varmaya çalışıyorum.."
Metin Hara'nın Yol'unu okumaya başladım bugün. Evet ben de bir hayalperestim. Ve biliyorum ki sonlu adımlarımla sana yaklaşıyorum..
Bu işe başlamama sebep olan bazı bloggerlar oldu. Ve ne şanslıyım ki onlarla tanışıp ders alma fırsatına sahip oldum. Bunlardan belki de fotoğraflarıyla, sade duru diliyle en sevdiğim http://www.pecetedennotlar.com/ 'du. Sonra bi gün bi yazısını okudum. O an Berna gitti, Ayşem'e sarıldı.
O an biliyordum, ben o kadına böyle sevgiyle sarılıcam. Instagramda programını gördüm, belirsiz bi şekilde Ankara da vardı programda. Hemen mail attım ve ders günü gelmesi için saat saymaya başladım :)
Ders beklediğimden eğlenceli, sıcak, dost, bol eğlenceli, en bi çok eğitici, çok eğlenceli ve tabi ki de pek bi eğlenceli geçti. En güzeli de benim için, vedalaşırken o gün o yazıyı okuduğumda gözümde canlanan sarılmanın gerçekleşmesi oldu.
Ve diğer taraftan hepsi birbirinden güzel, gün içinde mütemadiyen haberleştiğimiz 8 kızla tanıştım.
Şeker hamurundan çiçek yapma aşkımdan önce benim için çiçekler 2'ye ayrılırdı, gül ve papatya.. Ve sanırım şeker hamurundan çiçek yaparak sonunda çiçek adlarını da öğrenmiş olacağım :) Şakayık, Erengül, Kaktüs, Frezya, Danimarka Kraliçesi, Lavanta.. 2 günlük derste öğrendiklerim..
Eğitim süresince çok hastaydım, birazdan izleyeceğiniz video ve fotoğraflarda durmadan yalanmam ondandır. Ama fena mı oldu, Ayşem elleriyle bana ilaç hazırladı :)

Ve işte videomuz.. Çok sevdim Ayşem'in hazırladığı videoyu ve kaç kez izledim cidden bilmiyorum.

Not: Filmdeki kahramanlar gerçek kahramanlar olup, gözlerindeki ışıltı için herhangi bir makyaj hilesi kullanılmamıştır.
Ve bunlar da fotoğraflarımız :) İzninizle kızlar :)
        

       

İpek :) Umarım atolyeni ilk gün dua ettiğin gibi hep gülen yüzle, gülen yüzlerle açarsın. Bizim Ayşem'le tanışmamıza vesile olduğun için çok teşekkürler :)

    

 

 

 

 

Ve artık biraz daha biliyorum, hayallerimin gerçekleşmesi için içimde gürül gürül akan aşk ve inanç var.
Berna artık daha aşk..
Sevgiler..
All we need is faith..